dün akşam msndeydi. ben de. selam verdi, içim bi tuhaf oldu. o içimdeki boş yerin acıdığını hissettim. aç karnına buz gibi su içtiğinizde oluşan his gibi sanki... titredim bir süre içten içe.
bu tip konularda yüzümde mimik oynamaz. sevdiğimi, sevindiğimi, üzüldüğümü belli etmem, edemem pek. tuna ya da özgür kadar yakınımda olanlar anlar beni o haldeyken bi tek. renk vermem işte fazla.
hele msnde olması daha da renksizleştirdi beni. bi süredir konuşmadığım sıradan bir arkadaş gibi konuştum. 4-5 defa seni özledim yazdım, sildim, yazdım, sildim... özledim gerçekten blog ya, çok uzun bir zamanı birlikte geçirmemiştik belki evet, ama yine de özledim napabilirim elimde değil. tekrar biriyle çıkcak olsam bile içimde her zaman bir şüphe kalcak artık, bazı parçaları sökemiycem zırhımdan, korkcam... her şeye rağmen yokluğunda düşünmüyorum onu, arzulamıyorum, keşke burada olsaydı demiyorum. olmayacak ne de olsa.
o bir daha geri dönmeyecek.
geçen gün bir arkadaşım çok üzgündü, neyi olduğunu sordum, biraz konuştuk, bana bir sır verdi. söylediği şeyi, arkadaşımın kim olduğunu, ve saire anlatmak istemiyorum, çünkü onu tanıyabilecek olan birileri okuyor olabilir bu blogu...
ama söylediği şey karşısında kendimi ilk defa çaresiz hissettim, yapabileceğim hiç bişey yoktu, söyleyebileceğim hiç bişey yeterli olmazdı. ve kendimden utandım ya, onun söylediği şey karşısında benim neye üzüldüğümü düşününce, şu günlerdir yazdığım herşeyi düşününce cidden kendimden utandım.
bazı şeylerin değerini bilin ya, ersin karabulut bu hafta yazmış ya kimsenin seni üzmesine izin verme geyiğini; çok doğru aslında...
06 Aralık 2009 Pazar
30 Kasım 2009 Pazartesi
canım acıyo ya, hiç bişey değil de, onu hala suçlayamamam, kendimde suçlayacak bişey bulamamam, elimden geleni yapmış olmama rağmen gitmiş olması, elimde tutamadığım mutluluğu onun yeniden yakalayabilmiş olması, boş yere üzülmem, ama içimdeki boşluğun ilacının bende olmaması, üstüne bi de hala insanlara gülümseyebilmem... bunlar sıkıyo canımı.
kazanmaya alışık olmadığım kesin; ama kaybetmek de bana kazanmak kadar uzak bişeydi, ve şimdi ikisini de bu kadar kısa sürede yaşamış olmam, ve sarkaçın ilk defa sallandığını, statik olan hayatımın dinamikleştiğini hissederken sarkaçın bir anda durması... bunlar da bir o kadar can yakıcı...
yine de arkadaşlarım haklı, bir adım daha yukarıdan düştüğüm doğru; ama bir adım daha yukarıya tırmanmayı başarabilmiş olduğum da bir gerçek.
düşmenin kıçımdaki acısı geçse bir de...
sanırım içimdeki his bir acıdan ziyade; içinde birşeylerin artık olmaması hissi. sanki bir organın alınmış gibi; acı değil, sadece orada, içeride bir yerlerde bir boşluk var, o kadar...
kazanmaya alışık olmadığım kesin; ama kaybetmek de bana kazanmak kadar uzak bişeydi, ve şimdi ikisini de bu kadar kısa sürede yaşamış olmam, ve sarkaçın ilk defa sallandığını, statik olan hayatımın dinamikleştiğini hissederken sarkaçın bir anda durması... bunlar da bir o kadar can yakıcı...
yine de arkadaşlarım haklı, bir adım daha yukarıdan düştüğüm doğru; ama bir adım daha yukarıya tırmanmayı başarabilmiş olduğum da bir gerçek.
düşmenin kıçımdaki acısı geçse bir de...
sanırım içimdeki his bir acıdan ziyade; içinde birşeylerin artık olmaması hissi. sanki bir organın alınmış gibi; acı değil, sadece orada, içeride bir yerlerde bir boşluk var, o kadar...
15 Kasım 2009 Pazar
hoşbulduk...
Odadaki 2 koltuktan en büyük, en rahat olanına kurulmuştu hastalıkl bir turuncu renge sahip, dev, boynuzlu şeytan.
sessizce bekliyordu, odanın kapısı açıldı
"hoşgeldin yalnız çokcuk, seni bu kadar erken beklemiyordum."
"ben..." odaya giren çocuk yutkundu boğazındaki düğümü aşağı yolladı. yaratığın burnundan çıkan kara dumanlara bakıyordu sessizce.
devam etti çocuk "ben de yalnızlık. ben de kendimi senin yanında bulmayı bu kadar çabuk beklemiyordum."
uğursuz yaratık oturduğu koltukta kıpırdandı, "sana daha önce de söyledim çocuk, ben seni terk etmeyecek olan tek sevgili, arkandan bıçaklamayacak olan tek gerçek dostunum. beni, sen yarattın çocuk, ben senin yalnızlığınım. kimse yokken ben yanında olurum, ve herkes gittiğinde de ben yine seninle kalacağım..."
çocuk hiç birşey söylemedi, sessizce odadaki oturulabilecek tek kalan yer olan sandalyeye oturdu. koltuğuna oturmuş olan yalnızlığa baktı boş, anlamsız bakışlarla.
devasa şeytan ayağa kalkt, tek bir adımda aradaki mesafeyi kapatıp çocuğun yüzüne o uğursuz, o gaddarca sırıtışıyla eğildi,
"Hoşgedin yalnız çocuk."
Çocuk her şeyiyle nefret ediyordu bu uğursuz şeytandan. boğazındaki düğümü yutkunup çözdü tekrar, boş gözlerle, dev şeytanı, duvarları, gökleri, tanrıyı delip geçen, görmeyen gözlerle iblisin suratına baktı. yüzü yontulmamış bir mermer kadar ifadesizdi.
"Hoşbulduk. Yalnızlığım"
--cem---
(bunu da okuyun)
sessizce bekliyordu, odanın kapısı açıldı
"hoşgeldin yalnız çokcuk, seni bu kadar erken beklemiyordum."
"ben..." odaya giren çocuk yutkundu boğazındaki düğümü aşağı yolladı. yaratığın burnundan çıkan kara dumanlara bakıyordu sessizce.
devam etti çocuk "ben de yalnızlık. ben de kendimi senin yanında bulmayı bu kadar çabuk beklemiyordum."
uğursuz yaratık oturduğu koltukta kıpırdandı, "sana daha önce de söyledim çocuk, ben seni terk etmeyecek olan tek sevgili, arkandan bıçaklamayacak olan tek gerçek dostunum. beni, sen yarattın çocuk, ben senin yalnızlığınım. kimse yokken ben yanında olurum, ve herkes gittiğinde de ben yine seninle kalacağım..."
çocuk hiç birşey söylemedi, sessizce odadaki oturulabilecek tek kalan yer olan sandalyeye oturdu. koltuğuna oturmuş olan yalnızlığa baktı boş, anlamsız bakışlarla.
devasa şeytan ayağa kalkt, tek bir adımda aradaki mesafeyi kapatıp çocuğun yüzüne o uğursuz, o gaddarca sırıtışıyla eğildi,
"Hoşgedin yalnız çocuk."
Çocuk her şeyiyle nefret ediyordu bu uğursuz şeytandan. boğazındaki düğümü yutkunup çözdü tekrar, boş gözlerle, dev şeytanı, duvarları, gökleri, tanrıyı delip geçen, görmeyen gözlerle iblisin suratına baktı. yüzü yontulmamış bir mermer kadar ifadesizdi.
"Hoşbulduk. Yalnızlığım"
--cem---
(bunu da okuyun)
27 Ekim 2009 Salı
24 Ekim 2009 Cumartesi
susma
beni sağır ediyorsun sessizlik! sevmiyorum seni. o kadar çok cızırdıyorsun ki kulaklarımda, kendi sesimi duyamıyorum. ne düşüneceğimi bilemiyorum, ne söyleyeceğimi hatırlayamıyorum.
nefret ediyorum senden sessizlik;
ama beni sırtımdan vurmadın sen seszizlik,
ya da çalmadın atlarımı,
yakmadın konaklarımı.
sana olan nefretimin tek bir sebebi var:
senden korkuyorum...
senden öylesine korkuyorum ki,
yalvarıyorum içimden karşımdakine,
susma...
nefret ediyorum senden sessizlik;
ama beni sırtımdan vurmadın sen seszizlik,
ya da çalmadın atlarımı,
yakmadın konaklarımı.
sana olan nefretimin tek bir sebebi var:
senden korkuyorum...
senden öylesine korkuyorum ki,
yalvarıyorum içimden karşımdakine,
susma...
18 Ekim 2009 Pazar
doğum günü filan
bugün doğum günümdü. eğlendim baya :D profesyonel yoyo almışlar bizimkiler bana mutlu oldum ^^
daha söylüycek çok şey var gibime geliyo ama pek de yok aslında. ne biliyim güzel şeyler ya bunlar.
teenagerlık bitti bu arada lan. 20 oldum bildiğin. 21e giriyorum yani. oy oy >.<
daha söylüycek çok şey var gibime geliyo ama pek de yok aslında. ne biliyim güzel şeyler ya bunlar.
teenagerlık bitti bu arada lan. 20 oldum bildiğin. 21e giriyorum yani. oy oy >.<
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

